Yarattığın dünyadan ibaretsin, ne bir eksik ne bir fazla.

5 Haziran 2009 Cuma

Hiç olmadı!

Hiç, hem de hiç olmadı bu.

'Siyaset anlayışımın temelinde insan vardır.' diyor. '(...)İnsan ve hizmet odaklı belediyecilik anlayışımla...' diye devam ediyor. Konumuzu ilgilendiren bazı temel değerlerini ise şöyle sıralıyor:

Ahlaklı davranma: Toplumsal ve sosyal sorumluluk ile Anadolu örf ve adetleri ölçüsünde ahlak kurallarına ve evrensel değerlere bağlı kalarak çalışacağız.

Hesap verebilirlik: Her sorumluluk sahibi kişi ve kurum gibi öncelikle size sonra da kanunlara karşı her an hesap verebilir durumda olacağız.

Adaletli olmak: Adaleti etkin kılmak ve eşit dağıtmak ilkesiyle üzerimizde kul hakkı veya kamu hakkı oluşturan hiç bir uygulamanın içerisine girmeyeceğiz.

Şeffaflık: Uygulamalarımızda açık davranıp sizin kafanızda hiç bir soru işaretinin oluşmasına izin vermeyeceğiz.

Herkezin, her istediği bilgiye ulaştığı bir çağda yaşıyoruz. 'Her istediği bilgi' derken devlet sırlarını kapsam dışı bırakacaktım önce, sonradan çok isteyenlerin onun yolunu da bulabileceği aklıma geldi.

Hem böyle iddialı sözler edeceksiniz, yetmezmiş gibi bir de sitenizde beyan edeceksiniz. Bu durumda, cümle aleme 'Hani nerede bu sözlerin, hı?' diye sorma hakkını da veriyorsunuz demektir. Bilmiyorum, ben mi yanlış düşünüyorum; beynimi iki kez rektifiye ettirmiş olmamla bir ilgisi var mıdır acaba böyle düşünmemin?

Neden bahsediyorsun diye soracak olursanız, çiçeği burnunda bir belediye başkanından söz ediyorum. Göreve geleli üç ay oldu olmadı, aslında siyaset anlayışının temelindeki 'insan'ların kimler olduğunu gösterdi: nişanlısı, nişanlısının kardeşi, sahtekarlıktan yargılanan ve rüşvet alırken suçüstü yakalanan bir sabıkalı, kendi partisinden birinin baldızı. Şimdilik.

İstanbul İl Örgütü başta olmak üzere, tüm CHP'liler, hatta Ataşehir sakinleri, Belediye Başkanı B. İlgezdi'nin bu uygulamalarını geri almasını sağlamalı, verdiği sözleri hatırlatarak:
"Belediyeciliği geçim kapısı olarak görmeyeceğime,"
"Kendini ve etrafını kalkındırdığında şehri kalkındırdığını sananlardan olmayacağıma,".

Ve sormalılar, bu yaptığı yukarıda sıraladığım değerlerinden hangisine uygun diye.

Acaba diyorum, B. İlgezdi "Çocuk aklı" karikatüründeki kişi olabilir mi?
(Bkz. bir önceki yayınım)


NOT: Aşkım, nişanlısının istifa ettiği yolunda bir haber duyduğunu söyledi.

4 yorum:

  1. Yazinizi okudum ne güzel yakalamissiniz konuyu. Icinde bulundugumuz bu hayli kritik dönemlerde üyesi bulundugu partiye ve beyni ile secmis oldugu bu partiye ve mesuliyeti olan bu topluma yarasir bir sekilde hizmet beklenirken, uygulamada tam tersinin yapilmasi, insanin saf yerine koyulmasini düsündürüyor. Aslinda böyle seylere (ne yazik ki) sasirmamak lazim. Neden derseniz, cok sevdigim Sayin Ilber ORTAYLI'nin yanilmiyorsam Osmanli'yi yeniden kesfetmek kitabinda, AKRABACILIK konusunu cok iyi incelemis ve okuyucuya, bunun tarihsel olarak yönetimi kemiren bir parazit oldugunu cok güzel bir sekilde örnekleri ile anlatmistir.
    Bugün Paris halki, meshur Boulevard HAUSMANN'dan gecerken bu caddenin böyle ferah olmasindan almis oldugu zevki her zaman sükran ifadesi olarak Georges -Eugene Baron HAUSMANN'i saygi ile aniyorlar.
    Bir kisinin toplumsal olabilmesi cok kolay görünmesine karsilik aslinda cok zordur. Koltuklardan gelip gecen kisilerin arkasindan kimi zaman okkali bir küfür atilarak anilir ya da güzel bir sôz yada bir dua ile.
    Bence yakaladiginiz konu cok güzel ve cok güncel.Tam olarak " N'olucak bu memleketin hali? " diyebiliriz.
    Bir tarafta diziler, reklâmlar, sarkicilar, arilar, böcekler, dondurmalar, cipsler, rakilar, kebaplar, televoleler, mankenler... Ve küpünü dolduranlar.

    YanıtlaSil
  2. Bu 'akrabacılık' deyimini çok beğendim. Bir kelimeyle ancak bu kadar özetlenebilirdi konu.
    Yorumunuzu okuyunca, acaba devrimler arasına 'akrabacılık devrimi' de katılsaydı mıydı, diye sordum kendime. Yanıtı çok çabuk buldum: nasıl ki trafikte her dönülmez, sapılmaz, girilmez işaretinin başında bir trafik polisi bulunması çok aptalca ise, her 'yönetim paraziti' için bir devrim yapmak da o kadar aptalca olurdu. Yönetim parazitlerinden kurtulmak için, verdikleri-verecekleri zarar için ortak bilinç yaratmak yeterli olmalıydı. Bak ya, yine kendi tezimi çürüttüm. Trafikte yapılmaması gerekenleri yapmak için yarışan, buna karşın, kazaların verdiği zararları gün be gün bizzat tanıklık ede ede, gazetelerden okuya okuya, televizyonlarda göre göre ders almaktan aciz insanlar topluluğuyuz!

    YanıtlaSil
  3. Bu gün müsade ederseniz ben size daha az önce okudugum bir olayi nakletmek istiyorum. Disarda yasayan bizler ister istemez ülkemizin her zaman gönüllü turizm elcisiyiz. Gecen ay yine bir kac arkadasimizi Tûrkiye'ye yolladik. Her halde öyle anlatiyor olmaliyiz ki onlarda artik Türkiye'ye gidelim yoksa bunlar bikmadan yillarca anlatacak diyorlar ve gidiyorlar.
    Bu cift Antalya'ya gitti ve geldiler. Her sey 10 numara harika. Yanliz kücük bir olay olmus aslinda cok önemsiz! otelde ki garson bunlara SAiD-i NURSi'nin ingilizce kitabini vermis ve hergünde bu konular hakkinda konusmaya calismis.
    Simdi SIKI DURUN, kitabin icinde bu kitap Basbakan ve Milli Egitim Bakani CELiK tarafindan tavsiye olunur yaziyormus.
    Bir tarafta yabanci kisileri müslüman yapip bir an evvel Cennet'i garantilemeyi calisan, diger taraftan ise bulundugu ülkede korkunc bir calisma performansi gösteren bu kari koca'nin sadece dinlenme düsünceleri...
    Kûcük bir anekdot daha; Hindistan'da JAIPUR sehrindeyiz. esim alis veris yapiyor bende tk basima oradaki bir tempel'i dolasiyor, inceliyor ve fotograf cekiyorum. Internet'ten cok arastirdim bu sehri ve tempel'lerini hazirlikliyim. Yanima gencten birisi yanasti, bu tempel'i bana anlatabilecegini söyledi. Kendisine cok nazikce tesekkür edip, yanliz gezmek ve incelemek istedigimi söyledim. özür diledi ve hemen yok oldu. Farklar.

    YanıtlaSil
  4. Neredeyse aynı anekdot da benden: balayımız için Paris'teyiz. Aşkım kısa bir toplantıya katılacak, sonra Notre Dame kilisesinin önünde buluşacağız ve gezmeye devam. O gün öğle üzeri toplu taşıma sistemi greve girdi, benim cep telefonumun pili bitti gibi aksilikler neticesinde Notre Dame'ın önünden ayrılamıyorum. Bir kilisenin hemen önündeki parkta oturup kitabımı okuyorum, bir kafelere sığınıyorum, zira deli gibi yağmur indiriyor ara ara. E, her dakika kafede oturamam çay, kahve derken param zaten sınırlı. Yağmur dinince ben de parka çıkıyorum. Notre Dame zaten tadilatta, sadece mum yakma yerleri açık, oraya da gidiyorum yağmurdan kaçmak için. Sırasıyla hep bunları yapıyorum.

    Parkta otururken yanıma keşiş kılığında genç bir kız ve çocuk geldiler. Saatlerdir Notre Dame parkında olduğumu görmüşler, elimde okuduğum kitabın Notre Dame'la ilgisi varsa, yardımcı olabileceklerini söylediler. Eğer sorun değilse dinimi öğrenmek istediklerini söylediler. Müslümanım dedim, ve neden orada o kadar zaman geçirmek zorunda olduğumu anlatınca hep beraber çok güldük, iyi tatiller dilediler ve giitiler.

    YanıtlaSil