Yarattığın dünyadan ibaretsin, ne bir eksik ne bir fazla.

17 Haziran 2009 Çarşamba

Adı: Tekil, Soyadı: Düzeltme - devam

Geliyoruz R.T.E.'ye.

Kendisi bu kararı utanç verici bulmuş. Tekil bir olayın Türkiye geneline fatura edilmesi çok ciddi bir yanlışmış. 'Sizde de var ama' gibilerden konuşmuş. 'Yavuz hırsız ev sahibini bastırır' diyerek ifade etmek istiyorum düşüncelerimi.

Anlamaya çalıştığım şey Münevver Karabulut'un katledilmesiyle ilgili şu cümleleri: "Bu olay hala bazı TV kanallarında yayımlanıyor. Babası, annesi çıkarılıyor, aynı şeyler tekrar tekrar gündeme getiriliyor. TV kanallarımızı çocuklarımız seyrediyor. Tahrik unsuru olabilir. Bunlar çocukların geleceğe olan umudunu köreltir. Birçok şeyi bir defa unutturmanın gayreti içerisinde olmalıyız. Eğer unutturmazsak travma meydana gelir. Ama unutturursak geleceğe umudumuz artar. Onun için mecburuz bunları unutturmaya. İlgili birimler sorumluları arıyor. Er veya geç inşallah bu iş çözüme kavuşturulacak. Mecburuz buna. Başta benim bakanımın, tüm gençlerimizin ortak sorumluluğu. Bundan kaçmamız mümkün değil."

'TV'yi çocuklarımız seyrediyor, tahrik unsuru olabilir' derken, bu tarz görüntülerin yani anne babanın TV'de boy göstermesi, konunun ve eldeki mevcut görüntülerin tekrar tekrar gündeme getirilmesinin, çocuklarımızı bu tarz olayları gerçekleştirmeye tahrik edebileceğini söylüyor. Yanlış anlamıyorum, değil mi? 'Bunlar çocukların geleceğe umudunu köreltir' derken de 'amanın, ya bir gün benim de kafamı keserlerse!' diye çocukların kendi geleceklerine ait ümitlerinin yok olmasını anlatıyordur herhalde. Münevver'in katledilmesinden daha vahşi sahneler, cinayet planları, hainlikler olan yerli dizilerin çocuklarımızı daha uzun süreli ve daha derinden tahrik ettiğini, gelecek umutlarının birer Polat Alemdar olmaktan ibaret olduğunu görmekten acizler sanırım. Hem Zahid Akman hem de kendisi, RTÜK Başkanının görevinin kıraathanelerde okey oynamak ve yabancı filmlerdeki seks sahnelerinin makaslanması olduğunu düşünüyorlar galiba.

'Birçok şeyi unutturmanın gayreti içinde olmayız. Eğer unutturmazsak travma meydana gelir. Ama unutturursak geleceğe umudumuz artar.'

Unuttursak travma meydana gelmiyor, R.T.E.'nin mantığına göre. Şıp diye unutturabiliriz, unutulmuş bir şeyin de travmaya yol açmasına imkan yok. TV'de gözükmese ana-baba, konuşulmasa bu konu, yayımlanmasa görüntüler, unutturmak mümkün. Ve unuttukları için geleceğe daha bir umutla bakacak yeni nesil. Enteresan.

'Atatürk devrimleri toplumda travma yarattı, dini yaşama biçimleri bir gecede ortadan kaldırıldı.' (Dengir Mir Mehmet Fırat)

R.T.E.'nin mantığına göre:
- (bugün) Münevver'in katledilmesi unutturulsa, travma olmayacak
- (dün) dini yaşam biçimleri unutturulsaydı, travma olmazdı.
Bugünün gelecek nesilleri Münevver'in katledilmesini unuttukları gibi, geçmişin gelecek nesilleri de dini yaşam biçimlerini unutmuş olsalar travma meydana gelmezdi. R.T.E.'nin mantığından hareketle, Atatürk devrimleri travma yarattığına göre, dini yaşama biçimleri unutturulmamış. Unutturulmaya çalışılmamış ki, travma meydana gelmiş. Travma meydana gelmemesi için, dün dini yaşam biçimleri unutturulmuş olsaydı, bugün 'dindarın dik alasıyım, hayır canım asıl en harbi laik benim' eksenli kavga etmiyor olacaktık. Dahası geleceğe umutla bakacaktık, değil mi? Çok daha enteresan...

Ama aklım karıştı benim, her zamanki söylemleriyle çelişmiyor mu R.T.E.'nin bu mantığı? Ah, tabi anladım şimdi, dün dünde kaldı cancağızım (Bülent Arınç-06.01.2004), değil mi? Ek olarak, 11 Haziran 2009 günü itibarıyla (R.T.E.'nin açıklama yaptığı tarih) neleri neleri unutturmak gayreti içinde olacakları hakkında fikir yürütmek isteyenler elini kaldırsın!

Sonra 'tüm gençlerimizin ortak sorumluluğu' derken hangi gençlerimizden bahsediyor? İlköğretim okullarının kapısında okuldan çıkan 'gençlerimize' uyuşturucunun her keseye göre olanını servis eden 'gençlerimiz' mi, eğitim parasını denkleştirmek için -cinsiyet farkı olmaksızın- fahişelik yapan, belki doktor belki mühendis olduğunda işsizler ordusuna katılacak olan 'gençlerimiz' mi, Reina 'gençliği' mi, Işık Evleri 'gençliği' mi, yoksa yoksa 200 TIR kapasitesli Koster yani gemicik sahibi armatör 'gençlerimiz' mi, Atagold kuyumculuk şirketi hissedarı 'gençlerimiz' mi, likit ve pastörize yumurta işinde olan 'gençlerimiz' mi? Sadece soruyorum.

Konumuzun özüne dönüyorum. Yukarıdaki talihsiz açıklamasından galiba bir hafta-10 gün kadar önce atv'de konuk olmuştu. Radikal'den İsmet Berkan şöyle yazıyordu köşesinde: "(..)bir makine değil, bir insan. Üstelik geçmiş başbakanların, siyasi liderlerin pek de kendilerini göstermek istemedikleri türden, etten kemikten, duygu yüklü, duygularını gizlemeyen bir insan.(..)Ben haberin yayımlanış biçimini gördüğümde kendimi o babanın ve annenin yerine koymaya çalıştım. Kendi kızlarının aslında övünülecek bir özelliği için başkalarının yaptığı değerlendirmeye ne kadar içerlemiş olabileceklerini tahmin etmeye çalıştım. Sanırım her anne-baba böyle bir şeye içerlerdi. İşte geçen akşamki atv söyleşisinde, sonlarda Başbakan gayri siyasi bir konuya da girdi ve çocuklarından söz etti, şan çalışan kızını anlattı, çocuklarının iyi yüzücüler olduğunu söyledi(..)"

Herkezi İsmet Berkan'ın yaptığını yapmaya davet ediyorum, özellikle de R.T.E.'yi. 'Kendimi o babanın ve annenin yerine koymaya çalıştım.'. Kendisini Münevver'in babasının ve annesinin yerine koyarak, kendi kızlarını da Münevver'in yerine koyarak, bu talihsiz açıklamasını 'düzeltmeye' davet ediyorum. Etmesine ediyorum ama 'düzeltme'nin gelmeyeceğini de adım gibi biliyorum.


Not: Aliye Kavaf 15 Haziran'da Avrupa Konseyi 29.Dönem Aileden Sorumlu Bakanlar Konferansı'na katılmak üzere Viyana'ya hareket etmiş; burada bir konuşma da yapacakmış. Herhalde adet olduğu üzere muhalefeti şikayet eder ya da şöyle der: 'Valla da billa da koruyoruz biz kadınlarımızı, hatta ananı da al git diyoruz ki, analar şiddet ortamında kalmasın!'.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder