Yarattığın dünyadan ibaretsin, ne bir eksik ne bir fazla.

8 Mart 2010 Pazartesi

Dünya Kadınlar Günü'nde Ebeveyn İzleme Kurulu, kadın işleri, aile işleri

Bugün Dünya Kadınlar Günü. Kendini 'KADIN' olarak gören herkesin Kadınlar Günü'nü kutluyorum. Ama biraz buruk olarak. Bu durum, aslında sadece bu güne özel değil. Türkiye'de kadın olmanın tadı buruk. Buruktan da öte, hani tam hastalanmadan önce, burnunuzda biter o koku, mide bulandırıcıdır, yüzünüzü ekşitirsiniz; çürük yumurta kokusunu diyorum. Kelimenin tam anlamıyla bu: Türkiye'de kadın olmak, çürük yumurta kokusunu sürekli duyma hissi gibi bir şey.

Aile ve Kadından Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, dizilerdeki erotik sahnelerin, ki bunların Aliye Kavaf'ı irrite ettiğini duymazdan gelememiştik, muhafazakar aile yapısını erozyona uğratmaması için, uzmanlardan oluşan bir Ebeveyn İzleme Kurulu için çalışıyormuş.



Hımm. 'Ebeveyn İzleme Kurulu' dedikleri şey, her bir anne-babanın peşine adam takıp, nerelere gidiyorlar, neler yapıyorlar diye izleyen ekipler olmasın? Olur mu, olur, burası Türkiye :) Şaka bir yana, bana hiç anlamlı gelmiyor bu tarz bir çalışma. Bu çalışmaya yol açan, Halit Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz romanı 'Aşk-ı Memnu'dan uyarlanan, Kanal D'de gösterilen dizisi. Bu roman ve dolayısıyla da günümüzde gösterilen dizi, malum, gerçek hayatta yaşanmış konu ve kişiler değildir; yani, konu ve kişiler hayalidirler.

Aşk-ı Memnu dizisinden farklı olarak, çeşitli  kadın programlarındaki gerek stüdyodaki olsun, gerek telefonla bağlanan katılımcılar ve yapılan itiraflar ve neredeyse her bir kanalda boy gösteren 'EVLİLİK' programları ise, gerçektir; kişiler de gerçektir, konuşulanlar da, yapılanlar da.

ATV'ninki günde 3.5 saat, haftada 17.5saat
Star'inki günde 4 saat, haftada 20 saat
FOX'unki günde 2 saat 45 dakika, haftada 12.5 saat

Bunlar hala devam eden programlar. Bir de, FlashTV'de tekrar bölümleri yayınlanan bir evlilik programı var. Aslında televizyonda, canlı yayında ilk evlilik programı FlashTV'ninki idi. Hem kadın hem de evlilik programların yapısını, programlarda neler yaşandığını, sadece merak edenler değil, 'Aile ve Kadından Sorumlu Devlet Bakanı' da bulsun, okusun, izlesin. Sonra karar versin, bu tarz programlar mı, yoksa hayal ürünü diziler mi daha çok erozyona uğratır 'muhafazakar aile yapısını'.

Ayrıca, ne demek o 'muhafazakar' aile yapısı? Herşeyimizde ayrıştığımız gibi, aile yapımızda da ayrışalım, hay hay. Bu durumda 'muhafazakar' karşıtı aile yapısı, 'modern' aile yapısıdır; benim aklıma bu geliyor. Modern aile yapısı da, RTÜK başkanının daha söylediği gibi 'Etilerde oturanların değerleri'ne sahip olan, Aliye Kavaf'a göreyse, kuşkusuz, 'korumamız' değil, 'korunmamız' gereken bir yapı. Yani, kimin eli kimin cebinde, aile içinde kim kiminle belli değil, herkes her an birbirine hıyanet edebilir durumu; kısacası Aşk-ı Memnu'nun gerçek hayata taşınmış hali...

Peki o zaman, aşağıda sıralayacağım, gazetelerde yazan 'gerçek' hayat öyküleri, modern aile yapısından kaynaklanmıştır, diyebilir miyiz?

- 12 yaşında ailesinin 'evlendirildiğini' söylediği adam, 
yani kocası tarafından, 
yaşı küçük olanların çalıştırıldığı 
Kemeraltı Aşağı Kaldırım'daki bir eve kapatılan 'hayat kadını'.

-Samsun'un İlkadım ilçesinde, iki aydır ayrı yaşadığı karısını 
25 bıçak darbesiyle öldürdükten sonra yakalanan, gazetecilerin sorularını 
'Hak eden öldürülür.' diye yanıtlayan koca.

- Malatya'da, annesi, babasının dayağından burnu kırıldığı için 
tedavi amacıyla hastanede yatarken, 
babası tarafından dövülüp, beyin kanaması geçiren 
3 aylık bebek Medine  

- 9 yaşında hem dayısının, hem de amcasının tecavüzüne uğrayan kadın

- Babası öldürülünce 6 kardeşiyle yetim kalan, çocuk yaşta evlendirilen, 
her an dövülen, ağabeyi dahil hiç bir akrabası tarafından sahip çıkılmayan, 
kocasının eve getirdiği arkadaşları tarafından taciz edilen, 
3 çocuklu kadın

- İznik'te anne - babalarının boşanma davaları sürerken, 
her ikisi tarafından da istenmeyen 
25 günlük ikizler

- Erken doğum şüphesiyle tedavi gören hamile kadının, 
bileziklerini, küpelerini ve yüzüklerini alarak ortadan kaybolan 
kocası

- Adapazarı'nda kocasından tekme yiyen 5 aylık hamile kadın

- Muş'un Bulanık ilçesinde, 11 yaşındaki kızını 27 yaşındaki M.G.'ye veren, 
karşılığında da, M.G.'nin 12 yaşındaki kız kardeşini 
resmi nikahsız alan 41 yaşındaki baba   


Bunları şu bir - iki gün içindeki haberlerin arasından topladım. Geçmişte de yaşandı benzeri olaylar. Ama, isterdim ki, 'Aile ve Kadından' sorumlu devlet bakanı, Hürriyet Pazar'daki röportajında belirttiği gibi, tenis oynamak için fedakarlık ettiği uykusundan, bir saatçik daha fedakarlık edebilip, azıcık bunlara eğilsin. Onun fedakarlığının meyvesini toplayacak kadınlar, dolayısıyla aileler olacaktır gelecekte.

Yoksa, dizilerdeki 'hayali' hayatlarda, 'hayali' kahraman olarak kalmaya mahkum olacak, biz 'KADIN'ların gözünde.

2 yorum:

  1. Zevk ile okudum bu güzel yazini. Acikcasi, bu yazini bir iki derece daha sert bir tonda beklerdim...
    Dûnyanin olusumundan bu yana insanoglunun devam ettirdigi ve ettirecegi en KUTSAL ! kavga, kadin-erkek arasindaki güc kavgasidir. Daha eski Misir'lilar zamaninda firavun'un diktirdigi o dikilitaslar, bana kalirsa tamamen erkeklik gücünü sembolize etmektedir. Bu benim düsüncem. Aynisindan ne gerek varsa bir de Washington DC'de de dikili. Neyse...
    Birde dinlerin icinde incelersek kadinin yerini, bunuda yapmiyalim, hem üzüntü hemde sinir verici bir olay olacak.

    Bir kiz cocugu babasi olarak, kadin erkek arasindaki esitligi! gördükce bu esitligin saglanmasi icin kendimce mücadeleme daha bir azim ile ve HIRS ile sariliyorum.

    70 yasinda bir SAPIK DEDE'nin odasina yemek getiren kizi( yasini tam hatirlamiyorum) igfâl etmesi kadar daha adice seylerin yasandigi bir ülkede, ülke olarak geriledikce sapikliginda buna ters orantili olarak korkunc bir artis gösterdigini okuyoruz, duyuyoruz ne yazikki.

    Gerci bu sadece bizim ülkemizde degil tabii ki, dünyanin cesitli ülkelerinde de ne yazik ki bu tür carpik, sapik, igrenc olaylari okuyoruz, gôrebiliyoruz.

    Ictenlikle sôylüyorum, dünya kadinlar gûnü senenin bir gûnûnde hatirlanmamali, bu kutlanma kaldirilmali. Senenin 365 günü kadina saygi,sevgi hatirlanmali, saka olarak algilamayin ama okullarda kadin erkek iliskileri daha ilkokullarda ders olarak okutulmali, gerekirse bu derslere mümkün olsada birer psikologlar girse.

    Neyse, sadece üzülüyorum... Ve dilegim, tüm dûnyada ki erkeklerin kadinlara karsi saygili ve sevgi dolu olmalarini temenni ediyorum.

    YanıtlaSil
  2. Yavuz abi, anladığım kadarıyla siz de çürük yumurta kokusu duyanlardansınız...

    Hani diyorsunuz ya, 'sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın çeşitli ülkelerinde de görebiliyoruz' diye, evet, katılıyorum. Fakat, bizimki gibi dünya konjonktürüne en ters zamanda cumhuriyet yönetimini, demokrasiyi benimsemiş bir ülke örneği var mı? Yok.

    Zamanın, hatta bazı durumlarda şimdinin bile, en ileri seviyesindeki hakları kadınına sunmuş bir ülke - aslında lider demek lazım ya, neyse - var mı? Yok.

    Peki, bunun karşılığında bizim kadınlarımız ne yapıyor? Tecavüze uğradığında, eşinden, abisinden dayak yediğinde vs. hatayı kendinde aramak aymazlığına düşüyor. Tabii bunun 'aymazlık'tan hariç sebebleri de, toplumdaki erkek egemenlik, geri kafalılık, kadına kendinin değersiz olduğuna inandıran çeşitli öğretiler. Tüm bunları üst üste koyalım. Dünyanın, hani çeşitli ülkeleri demiştik ya, hangi ülkelerinde kadına bu tarz toplu 'saldırının' örneklerini, ve kadınların hangi ülkelerde bu 'saldırılara' karşısında başını önüne eğdiğini görüyoruz? Hangi ülkeler olduğu belli, inkara gerek var mı? Yok.

    Bu sebepten, bence, 'medeni' ülkede yaşananları bir kenara koymak ve bizdeki yaşananlarla karıştırmamak gerek. Bizim kadınlarımızın bu sorunları, kadına da erkeğe de eğitim vermekle bir yere kadar çözülür. İş zihniyet değiştirmede.

    Ben ne kadar sert yazarsam yazayım, bakanlık seviyesine kadar yükselmiş hemcinslerimin bile zihniyeti kadına karşı kapalı olduktan sonra, ne fayda?

    YanıtlaSil