Yarattığın dünyadan ibaretsin, ne bir eksik ne bir fazla.

7 Eylül 2010 Salı

Kek tarifine niyet, neye kısmet

Bugün tedaviye gidemedim. Çünkü, aşkım dün U2 konserine gitmişti, eve kaçta geldiğini hala bilmiyorum. Saati kurmuş her zaman ki gibi, ama duyan kim!

Beynimi ikinci kez rektifiye ettirdiğim zaman, Ali Çetin hoca galiba uyurken duymama gibi bir özellik ilave etti fabrika ayarlarıma.


Bu ikinci ameliyat beni fena halde başka bir insan yaptı: çalan saati ya da kapıyı duyma konusunda diyorum. Normalde 'çıt' sesine uyanan biriydim; hangi saat olursa olsun biyolojik saatimi kurmam yeterliydi. Aslında düşünüyorum da, ilk ameliyatta hiç böyle bir sorunum olmamıştı. Farklı bir bakış açısından olaya şöyle de yaklaşılabilir: bu bir sorun mu?


Yanıtına 'yapabilirlik', 'muktedir olma' açısından baktığımda, benim açımdan çok büyük bir sorun değil gibi, karşı taraf için bir şey söyleyemem. Ne de olsa, çalan kapıyı hemen açamayacağım. Yataktan kalkar kalmaz yürüyemiyorum; öncelikle belimi açmam, ayaklarıma, bacaklarıma germe yapmam gerekiyor. Sonra, halluks valgus'um için parmaklarımın arasına ayraçları yerleştirmem ve çoraplarımı giymem lazım. Çoraptan sonra iş bitti sanmayın, bir de ayakkabı giymek var. Böylece artık yürümeye hazırım. Ayağa kalkıp dengemi bulduktan sonra, ayrılmaz bir parçam olan bastonumdan destek alarak yürümeye başlayabilirim. İlk adım hep çok zor gelse de sonrasında arap atı gibi açılıyorum :))

Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi 'muktedir' değilim, yani çalan kapıya koşup, hemen açamıyorum. Buradan da, 'zili neden duymuyorum?' sorusunun olası yanıtı kendiliğinden ortaya çıkıyor: duysam da gereken tepkiyi gereken zamanda veremeyeceğim için duymaya zahmet bile etmiyorum!

Çalar saat için aynı mantık işleyemez. Burada da devreye 'gereksinim' girerse, duymayışımı şöyle açıklayabilirim: duymak, herhangi bir işime yarayacak mı? Kesinlikle hayır, çünkü işe gitmiyorum. İşi bırakın, tek başıma evin kapısından dışarı adım atamıyorum ki! Saatle hareket alacaksam, yanımda mutlaka birilerinin olması gerekliliği gerçeği devreye girince, yine aynı şey: duymaya zahmet bile etmiyorum!

Bu sabah olaylar şöyle gelişti:

Dedim ya aşkım U2 konserine gitti diye (maçın devre arasında beni ziyarete geldiğinde sordum, sabaha karşı 3.30'da gelmiş). O kadar geç yatınca ve yorulunca, saati o da duymamış... Bende, malum, zaten tık yok...Kapıcıyı da iplememişiz...Horul horul uyumuşuz...

Şeytan beni dürttüğünde saat 9.40'dı. Kocam koşar adım işe gitti; ve ben tedaviye gidemedim. Aslında yaptığım kekin tarifini verecektim ama, yarın yazarım artık. Çok uykum var, gözlerim kapanıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder