Yarattığın dünyadan ibaretsin, ne bir eksik ne bir fazla.

31 Aralık 2009 Perşembe

2010 geliyormuş



Çok şaşıracaksın 2010.
Seni, Ankara'da teyzemlerle beraber karşılayacağız.
Hoş mu geldin, boş mu, bakacağız.
Benden sana tavsiye, sakın suratsız gelip de, keyfimizi kaçırayım deme.
Bizi peşinden sürüklemeye kalkma. Ne o öyle atlı kovalar gibi geçip gitmeler?
Adam gibi gel, adam gibi git.
Kendini ne ilk bil, ne de son.
Hiç acımamız yok, fena harcarız seni.
En fazla 12 ay ömrün var.
Sonra, bana söylememiştiniz deme 2010.

Yeni yıl herkese bol kahkaha, bol neşe, bol gülmece, bol para, bol ama çok bol sağlık getirsin. Herkesin yeni yılı kutlu olsuuuuuun!

30 Aralık 2009 Çarşamba

Zeynep gibi hisseden herkesi gülümsetecek ama ciddi bir öneri

Sevgili Zeynep,

Umarım kızmazsın, yorumuna buradan yanıt vermeme. Daha fazla demokrasi söylemiyle yapılanlar ne benim yazdıklarımla sınırlı, ne de daha az, hepimiz biliyoruz ve bunu bilmek acı veriyor. Midemizde taş varmış gibi hissediyoruz, kalp krizi geçirirmişcesine bir sıkıntı içindeyiz. Ama, asla ve asla gözlerimizi sımsıkı kapatamayız. Bunu kendimiz veya gelecek nesiller için değilse bile, Kurtuluş Savaşı'mızın daha başlarında şehit verdiğimiz Yarbay Nazım (15 Temmuz 1921), Yüzbaşı Fehmi (27 Ağustos 1921), Yüzbaşı Basri (10 Eylül 1921), subaylar, çavuşlar, onbaşılar, erlerimizin, Ahmet Taner Kışlalı'dan Bahriye Üçok'a daha nice aydınlarımızın ve  Mustafa Kemal Atatürk'ün hatırına yapamayız. Yapmamalıyız. 

İstemiyorsan yorum yazma, ama, bizi bırakma, tükenme, 'bitti' deme; hele ki sen, hiç yapma bunları.

Senin de hoşuna giden, birlikte güldüğümüz fikrimi hatırla. İstiyorum ki, ümitsizliğe her kapıldığında 'CUMHURİYET' ol, değerini bilip de unutanlara, hiç bilmeyenlere ve seni yok etmek isteyenlere şu şarkıyı söyleyerek yeniden güçlen, ve biraz da gülümse :)


Sardı korkular gelecek yıllar
Düşündüm sensiz nasıl yaşanacaklar
Gözlerimde canlanınca yaptığın haksızlıklar
Güçlendim, herşey bambaşka olacak
Döndüm bak geldim şimdi
Bugünü aslında nasıl sabırla bekledimdi
Seni yalvarırken görmek seni ağlatabilmek
Geçmişi senden geri almak bütün ümidimdi
Olmaz artık kapı açık
Arkanı dön ve çık istenmiyorsun artık
Bir zamanlar sen de bana acımadın
Yalnız kaldım yıkılmadım ayaktayım

Yaşadım yaşıyorum
Başım yukarda meydan okuyorum hayata ve sana
Gönlüm doluyor aşkla barıştım bak hayatla
Başladım yaşamaya
Şimdi gel de gör beni bambaşka biri
Topladım dağılan kalbimin her köşesini
Ardından ağlayan o zavallı kız nerede şimdi
Gel gör beni

Sevenlere vereceğim sevgimi, herşeyimi




29 Aralık 2009 Salı

Özgürlüklerin artmasının olumlu sonuçları

25 Aralık'taki yazımda söz vermiştim, Ali Babacan'ın Bülent Arınç'a hazırlandığı iddia edilen suikast için neler söylediğini yazacaktım. Murat Yetkin'e şöyle konuşmuş:
 
"Türkiye ekonomide temel rotasını oturttu. Özgürlüklerin artması, Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin benimsenmesi... Halk artık bu ortamı yaşadıktan sonra olumlu sonuçlarını gördükten sonra , hele hele Türkiye’nin dış profilini dikkate aldığınızda ben pek çok şeyin artık  Türkiye’de oturduğunu düşünüyorum."
Öncesi ve sonrası var konuşmasının. Ben boyalı alanla ilgili bir kaç örnek vermek istedim. Bakalım Babacan örnek verseydi, benimkilerle örtüşen olur muydu?

Özgürlükler artınca, Dolapdere'deki olaylarda kalabalığa silah doğrultan ve 'Sokakta gezen çöpçüyüm. Ekmeğime bakarım, gerginlik varmış yokmuş bana ne. Para verdiler, git sık dediler.' diyen T.G. serbest bırakıldı. Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü öğretmenlik formasyon hakkı içim eylem yapan Fen Edebiyat Fakültesi öğrencileri için polise 'Dağıtın bunları.' dedi. Bülent Arınç ise, kendisi gibi milleti verdiği oylarla mecliste olan bir başkası hakkında 'Hele bir kadın var içlerinde(..) Çok garip bir yaratık.' dedi. Yine, özgürlükler arttığından olsa gerek, daha önce Danıştay'dan dönen köprü ve otoyolların özelleştirilmesi için geri sayım başlatıldı. SGK krizde işyerleri nefes alsın diye denetimleri azaltarak, dershane, sürücü kursu ve otelleri özgür bıraktı; denetim sayısı 729'dan 135'e indi. Deniz Feneri e.V davasında Alman savcının Türk makamlarca basılmasını istediği 12 şirketin yerinde özgürlükler rüzgarı sayesinde yeller esiyor. Özgürce tekmelendiği için omurgasının kuyruk sokumuna yakın yerinde kırık oluşan, Tekel eylemine katılan işci Ali Can Akyel, hayatta kalmayı başarırsa, belden aşağısı felçli, ama özgürlükleri artmış bir vatandaş olacak.

Babacan'ın örnekleri onlar değildir mutlaka, diyorsanız, aşağıdakiler olabilir mi, olamaz mı, siz özgürlüğünüz oranında karar verin artık.

Mehdi Eker'den Bitlis'te yardım isteyen vatandaş 'Artistlik yapma' diye, özgürce azar işitti. TİB Başkanı Şimşek'in 'Teknik olarak mümkün değil' dediği Yargıtay Birinci Başkanlık ana santralini özgürce dinlediği ortaya çıktı. Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Fashion Days moda organizasyonuna katılıp katılmamakta özgür olan markalardan katılmayanları özgürce fişledi. Gecekondulara oy uğruna özgürce verilen elektrik, ilim irfan uğruna İTÜ'nün Nanoteknoloji Merkezi ve Uzay ve Havacılık Merkezi'ne özgürce verilmiyor.

Kadıköy'de krizi protesto etmek için kurulan Halk Kürsüsü'nde 'Tüpümüz bitti. Banyo yapmaya arkadaşıma gidiyorum. Bu halde yaşıyoruz. Söylemek istediğim tek şey var: Allah belanı versin (...)' diyen özgürlüklerinin arttığını zanneden vatandaşa, 2 yıl hapis istemiyle dava açıldı, özgür özgür (6 Kasım, Radikal). Bir başka dava da, özgür olduğunu sanan 13 yaşındaki bir çocuğa açılmıştı, hatta seçim otobüsüne alınan çocuğun ensesinin özgürce sıkıldığı, korumaları tarafından da özgürce tartaklandığı iddia edilmişti (27 Haziran, Radikal). YÖK'ün harç zammını özgürce protesto edebileceklerini zannedip, 'Biz açız, harçlarımızı ödeyemiyoruz, siz döner yiyorsunuz.' diyen öğrenciler önce 'adaba davet' edildi civanım delikanlı tarafından; ardından polisler yaka paça gözaltına alıp karakola götürdüler. Orada bulunan vatandaşların alkış ve ıslıklı protestosu üzerine, Çevik Kuvvet bölgede güvenliği sağladı. Babacan'a sorsan, protesto eden vatandaşların(!) güvenliğini sağlamak amacıyla Çevik Kuvvet'in geldiğini söyler. YÖK'ün yeni yönetmeliği uyarınca işten çıkartılacak olmalarını protesto eden 49 İstanbul Üniversite'li asistan hakkında gayet özgürce soruşturma başlatıldı. Rize'de 'Açız, terörist mi olalım?' diye bağıran vatandaş gözaltına alındı.

Aaa, van münüt ya. Bir civanım delikanlı ne demişti, protestolar için, IMF ve Dünya Bankası'nın toplatısının açılışında? 

"Dışarıdaki protestoya kulak verelim."
 Sonrasında Taksim yerle bir olunca da,

"Dışarıdaki mağdurların, mazlumların protestosunu kastettim.(..)Eğer protesto edeceksen, gel megafonu al eline, bağır çağır."
Aman sevgili özgürlüğü artmış vatandaş, bu ortamda yukarıda yazdıklarımı da hesaba katarak sonuçların ne olduğunu gör, e mi?

Son cümle: "Türkiye'de hukuk devleti ilkesinin benimsenmesi..." diyor ya Ali Babacan, YÖK gibi önemli bir devlet kuruluşunun başında bulunan şahsın "Hukukun arkasından dolanmak" özlü sözünü tek geçerim...

Yoksa, hukuk devleti olma ilkesi bile mi özgürlük rüzgarlarına kapıldı ne?

28 Aralık 2009 Pazartesi

Minik kardeş, minik kardeş, can can caaaan

Eveeet, 1. beyin ameliyatımda kaldığımız yerden devam ediyorum.

Meğer minik kardeş can can can bana inanmayıp, Amerika'daki arkadaşlarının ve kendisinin bilumum doktor arkadaşlarını arayıp, durumu anlatınca, işin ciddi boyutları olabileceğini anlamış. Fiziksel anlamda yaşayabileceğim sıkıntıları öğrenmiş, ilaveten kişiliğimin değişme olasılığının olduğunu da. Hop deyip atlamış uçağa. Ameliyata yetişememiş ama, ben yoğun bakımda eğlenirken, o da hastanedeymiş.

Çok seneler önce, galiba 1990'lı yılların başıydı, annemle Mesoş Artur'da ikamet ediyorlardı, yaz-kış. Ben İstanbul'da babamla çalışıyorum, ablam İzmit'te çalışıyor, minik kardeşimiz de Ankara'da yüksek lisansını yapıyor. Günlerden bir gün, iş yerindeyim, telefon çaldı. Açtım. Karşımda Mesoş. Hemen anladım kötü bir şeyler olduğunu, çünkü ilk kez beni iş telefonumdan arıyor; numarasını bile bilmezdi diye düşünüyorum. Günde kim bilir kaç kez konuşurduk ama, çoğunlukla ben aradım, ya da annem. Annemin kalp spazmı geçirdiğini, hastanede olduğunu haber vermek için aramış. Tabi, ben, önce ablamı sonra Yasemin'i aradım. Ailede bir 'saklama' huyu vardı, biz çocukken. Saklanan şeyler kap kaçak olsa neyse! Sağlıkla ilgili her kötü haber saklanırdı bizden; niyeymiş, derslerimiz varmış, üzülüp, moralimiz bozulmasınmış. Ne zaman ki biz büyüdük - ne demekse artık o, herkese söz verdirdik ki, bu gibi durumlarda haber verilecek diye. Canım Mesoş.

Ablam zaten yolumun üstünde olduğu için, geçerken onu da alırım, birlikte gideriz diye planladık. Kardeşimiz de Ankara'dan otobüse atlayıp gelecek. O tarihlerde, ya Gölcük-Karamürsel üzerinden Körfez dolaşılarak, ya da Eskihisar'dan arabalı vapurla Topçular'a geçilerek Yalova-Bursa'dan İzmir-Balıkesir yoluna çıkılırdı. Ben Körfezi dolaşmayı tercih ederdim, her ne kadar yol bir geliş bir gidiş olduğundan araba, kamyon, otobüs ve TIRlar kalabalık yapsa da... Araba kullanmayı çok severdim, çok... Neyse... Yola çıkmadan önce, en eski-yakın arkadaşımla yol üstünde bir yerlerde buluştuk, evimin anahtarını verdim. Evet evet, üstümü bile değişmek için zaman kaybetmek istemedim. Evimin anahtarını da, bitkileri sulasın diye değil, köpeğimle birlikte kalsın diye verdim. Adı Tango'ydu. Beyazlı siyahlı Pointer cinsi, çok güzelll bir yaratıktı. Tango'nun hikayelerini başka zaman yazarım.

Konu nasıl da dallandı budaklandı, değil mi? En nihayetinde, ablamla ben ilk vardık. Annem bir takım aletlere bağlı yatıyor hastanede. Ertesi gün sabah ancak geldi Yasemin. Biz annemin odasındayken usulca girdi içeriye. Annemin Yasemin'i görmesiyle birlikte nabzını ölçen alet tam manasıyla sapıttı. Nasıl da çılgın gibi bipliyor tahmin edemezsiniz, sevinçten ikinci bir spazm geçirecek! Halbuki ablamı ve beni gördüğünde böyle çıldırmak yerine neredeyse durma noktasına gelmişti be ;-)) Biz, anında, ablamla 'En çok hangimizi sevdiğini anladık anneee!' diyerek kadıncağızımıza üçüncü spazmını geçirtiyorduk :)

Eh, haliyle ailenin en sevilen çocuk olduğunun bilinciyle, minik kardeş can can can, başıma bir de kalp krizi gibi bir iş açmak istemediği için, yoğun bakımda yanıma gelmemiş :))

25 Aralık 2009 Cuma

Minareyi çalan kılıfını unutursa ne olur?

Yeni güne güzel, hoş ve gurur veren haberlerle başlayamıyorum.
Neden acaba?

Bugünü ele alalım, örneğin. Bülent Arınç'a, askerin yani Genelkurmay'ın suikast düzenleyeceğine inanılan açıklamalar ve olmadık senaryolar. Senaryolar deyince, olaya 'Başbakanlık eski Basın Sözcüsü' etiketini taşıyan Akif Beki'nin bugünkü yazısından bir alıntı yapalım: 'İş, akıl yürütmeye kaldığında... Kılıf uydurmanın da, hayali senaryoların da sonu gelmez.' Yazısının tamamını okursanız görürsünüz ki, demek istediği Genelkurmay'ın konu ile ilgili yaptığı açıklamalar, kılıf uydurma ve hayali senaryodur. Haklı tabi, ama kendi bakış açısından. Tıpkı bu sözleri, zıt bakış açılarına sahip kişiler söylediğinde, ne kadar haklı olduklarını kabul edeceğimiz gibi.

Yazısını şu soruyla bitirmiş: 'Eğer açıklanan bilgilerden emin olunsa, daha olay dallanıp budaklanmadan Arınç'ı tatmin edecek, kamuoyunu teskin edecek adımlar atılmaz mıydı?. Şahsi fikrim, bakın beşbin beşyüzüncü kez söylüyorum şahsi fikrim, kamuoyunu teskin edecek (acı, öfke duygularını yatıştıracak) herhangi bir açıklama yapılamaz, adım atılamaz durumdayız. Sebebi de siyasetçilerin uzlaşmaz, saygısız tutumu. O siyasetçilerin bu tavrıdır ki, toplumumuzu yatıştırmaktan öte germiştir, kutuplara ayırmıştır. En azından bu olay özelinde, orduyu sevenler ve sevmeyenler olarak...

Aynı konuyla ilgili olarak Ali Babacan'ın Murat Yetkin'e verdiği röportaja da değineceğim. Azz sorraa...

22 Aralık 2009 Salı

Ben benim de, sen kimsin?


Üç-beş dakika önce başıma gelen olayı anlatıyorum:


Cep telefonum çaldı, açtım. Karşıdaki bayan sesi adımı soyadımı söyleyip, görüşebilir miyim diye sordu. Ben de, benim, dedim. Ardından direkt olarak Türk Telekomdan aradığını ve konuşmanın güvenlik açısından kayıt edildiğini belirterek, e-posta adresimin olup olmadığını, varsa ne olduğunu sordu. Önce, siz de ne gözüküyor, dedim, ki herhangi bir adres gözükmüyormuş. Vermem gerekiyor mu, dedim biraz kıllanarak. Karşı taraf, istemiyorsanız vermeyebilirsiniz, dedi. Peki vermiyorum o zaman, dedim. 


Ardından, doğum tarihinizi ay-yıl-gün olarak alabilir miyim, deyince, sordum: 'Bu bilgiler neden gerekiyor?' diye. Gelen yanıt şöyle oldu: sizin siz olduğunuzden emin olmamız lazım. Sizde ne gözüküyor onu söyleyin, ben doğrulayayım, dedim. Karşı taraf da haklı olarak ve neyse ki, sizin telefonunuzu bir başkası kullanıyor olabilir, başkalarına sizin bilgilerinizi vermemizi istemezsiniz herhalde, diye yanıtladı beni. 


Ben de, evet dedim, ama takdir edersiniz ki bu tarz bilgileri her telefon açana da vermemek lazım. Neden aradığınızı ve bu bilgileri ne için istediğinizi öğrenebilir miyim? diye ikinci kez sordum. Ancak o zaman, kampanyamız var da onun bilgisini vermek icin, diye bir yanıt geldi. Kampanyayı anlatmak için bu tarz bilgilere ihtiyacınız olmaması lazım, diye üsteleyince ben, sizin siz olduğunuzdan emin olmamız lazım, dedi karşı taraf. Kişiye özel kampanya? Hiç ihtimal vermiyorum.


Daha fazla dayanamayarak, kampanyalarla ilgilenmediğimi söyleyince, o zaman hiç bir bilginizi teyid etmek istemediğinizi kabul ediyor musunuz, diye sordu, iyi mi? Yes I do, I do, I do...







Çay ocakları ne işe yarar?

Ankara'da bulunan Denizcilik Müsteşarlığı'nda rutin denetim yapan müfettişler, İdari Mali İşler Daire Başkanlığı'nın faaliyetlerinde ilginç ayrıntılar yakalamış.  Şöyle ki, kendilerinin de içinde bulunduğu Hanımeli Sokak'taki ek bina ile Tandoğan'daki merkez binadaki çay ocaklarının gelirinden:


Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım için ağrı kesici ilaç,
Müsteşar Hasan Naibioğlu için pasta,
televizyon alınıp,  
lojmanların doğalgaz gideri karşılanmış.


Müsteşarlığın ilgili birimlerinden yanıt beklenirken, müfettişlerin bulunduğu binanın çay ocağı kapatılmış. Ancak ana binadaki çay ocağının açık bırakılması, müfettişler tarafından 'cezalandırma' olarak algılanarak, 20 müfettiş ayrı ayrı dilekçelerle  yönetime başvurmuş. 'Bizim çay ocağımız neden kapatıldı?' diye sormuş. Dilekçeler yönetime ulaşınca, ek binadaki çay ocağının kapısı apar topar açılmış. Geriye müfettiş raporunda yazılanlar için neler  yapılacağını merak etmek kalmış. (21 Aralık HaberTürk)