Yarattığın dünyadan ibaretsin, ne bir eksik ne bir fazla.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Canım kocam :)

ABD'de yapılan bir araştırmaya göre erkeklerin ağır hasta eşini terk etme olasılığının kadınlara göre 7 kat fazla olduğu ortaya çıkmış.

Çiftlerden birinin hasta olduğu 23 boşanmadan 22'sinde hastanın kadın olduğu belirlenmiş. Evlilikleri sona ermiş 23 beyin tümörü hastasından 18'inin kadın olduğu saptanmış. Diğer kanser türlerinin olduğu 14 boşanan çiftten hasta olanın 13'ünün kadın olduğu görülmüş.



CANIM KOCAM :))

SENİİİ

SEVİYORUUUUUUM!

Hadi, sen de söyle :)

Fıkra bu ya...

Fıkra bu ya, bir gün Tanrı meleklerinden biriyle tavla oynuyor. Başka bir melek koşarak gelmiş ve

- Tanrım çabuk gel, dünyada çok büyük bir yangın çıktı, her tarafı kasıp kavuruyor, milyonlarca insan ölüyor

Tanrı sormuş:

- Türklere bir şey oldu mu?

Melek şaşkın şaşkın bakıp, hayır, demiş. Tanrı da o zaman sorun yok, diyerek tavlaya devam etmiş. Aradan biraz zaman geçince melek yine koşarak gelmiş, büyük bir telaş için bu sefer de dünyada çok büyük bir savaş çıkmak üzere olduğunu söylemiş. Tanrı yine Türkleri sormuş, onların iyi olduğunu duyunca oyuna devam etmiş.

Melek birazdan gelip, savaşın başladığını, atom bombaları yüzünden milyarlarca insanın öldüğünü söylemiş. Tanrının yine Türkleri soracağını bildiği için, Türklerinde zarar gördüklerini ilave etmiş. Bunun üstüne Tanrı hemen ayaklanmış. Melek dayanamayıp sormuş:

- Tanrım, o kadar insan öldü, hiç birine aldırmadın da niye Türklere aldıyorsun?

Tanrı başını iki yana sallayarak,

- Sorma, demiş, diğerleri neyse de, bu Türkler herşeylerini bana emanet etmişlerdi de ondan!

Umre rüyası

Fatih'te bir gecekondu.

Çocuğu olmayan Bangladeşli bir komşu.

Çocuğu olmayan Bangladeşli komşunun gördüğü rüya.

'Çok sevdiğin bir çocuğu umreye getirirsen çocuğun olacak.' alt yazılı bir rüya.

Çocuğu olmayan Bangladeşli komşunun, gecekondudaki komşularından 5 yaşındaki kızlarını umreye götürme ricası.

Gecekondudakilerin, çocuğu olmayan Bangladeşli komşularının ricasını kırmayıp, 5 yaşındaki öz kızlarını elleriye Bangladeşli komşularına vermesi.

Çocuğu olmayan Bangladeşli komşunun 5 yaşındaki kızla birlikte sırra kadem basması.

Dakka'ya varıncaya dek 1.5 yıl sürülen iz.

Ve mutlu son.

İlişkilerde Çin Çin

Evvel zaman içinde...

- R.T.E.: Şincan'da yaşananlar adeta soykırım (8 Temmuz 2009)

- San. Tic. Bk N. Ergün.: Milletimiz Çin mallarını boykot etsin (9 Temmuz 2009)

- San. Tic. Bk. N. Ergün: Yok yok, sözlerim yanlış anlaşıldı (9 Temmuz 2009)

- Hükümet: Bakanımız şahsi fikrini beyan etmiş canım, olur böyle şeyler
- R.T.E.:
Halkı boykota yönlendirmek yanlış (11 Temmuz 2009)
Kendime not: Doğan Grubu gazetelerini almayın, diyerek halkı boykota kim yönlendirmişti, internetten bak, hatırla.

Yukarıdakilerden bağımsız olduğunu düşündüğümüz, çok ayıp karşıladığımız, 'bu ne ya!' ve daha fazlasını söylediğimiz bir haber: M.E.B. okulları ve arsalarını satıyor!

Kalbur saman içinde...

- Devlet Bk. Z. Çağlayan: Çinliler 3. köprü ihalesine yüklenici olarak ya da bir Türk firmasıyla ortak girmek istiyorlarmış (1 Eylül 2009)

- Çetin Şekercioğlu (Çin'in en zengin bölgesi Şanghay'daki Shangri-La'nın bşk. yrd): Boğazdaki eski okullar tam bizim otellere göre ya! (27 Eylül 2009)

Farkındaysanız adam 'eski' okullar diyor. Yani orada o okullar yok, eskiden varmışlar, ama 27 Eylül'de birden puf! Ne acayip değil mi? Birimizden biri Matrix filminde yaşıyor sanki, var olanları yok, yok olanları var gibi görme kıvamında. Tabi ki farkındayım, konuşulan konu başlığına göre değişir bu. Ama şimdi okulları ve binaları konuşuyoruz!

- Devlet Bk. Z. Çağlayan: Çinlilere Türkiye'de faiz getirisi daha yüksek, o yüzden gelin bizden tahvil ve avrobond alın diyoruz (27 Eylül 2009)

- Devlet Bk. Z. Çağlayan: Çinli maden yatırımcılarına, yatırımı bizim ülkemizde yapın sonra işleyip buradan satarsınız dedim (27 Eylül 2009)

- Devlet Bk. Z. Çağlayan: Çinlileri Türkiye'de banka açmaya davet ettim (27 Eylül 2009)

- Devlet Bk. Z. Çağlayan: Çin Başbakan Yrd. bana dedi ki Dünya Sağlık Örgütü'nün raporundan sonra bizden kanatlı hayvan satın alacaklarmış (28 Eylül 2009)

- Devlet Bk. Z. Çağlayan: Çinliler, daha önceden almadıkları tütünümüzü inceleyip, istedikleri kalitedeyse alacaklarmış (28 Eylül 2009)

Pire berber, deve tellal iken...

Akepe Türkiye'min beşiğini tıngır mıngır sallar iken...

29 Eylül 2009 Salı

Angela Merkel

Angela Merkel, Almanya'da geçen gün yapılan seçimi kazandıktan sonra şöyle demiş:

'Büyük bir şey başardık. Tüm Almanların Başbakanı olacağım. Başta ekonomi, çözülecek çok sorun var.'

Ben bu açıklamayı bir yerden hatırlıyorum... 22 Temmuz genel seçimlerini kazandıktan sonra R.T.E. de aynısını söylemişti...

Birimiz Almanları uyarsın! Bu sözlerin ardından yaşananlar pek de iç açıcı değil. Biz yandık, bari Almanya yanmasın :)

28 Eylül 2009 Pazartesi

Kültür turizmi

1 Eylül Salı günü erkenden kahvaltımızı yaptık. Rotamızı birkaç sene önce Hürriyet'te yayımlanmış bir gezi programının civarımızdaki yerlerden belirledik. Edremit - Küçükkuyu'daki Zeytin Yağı Müzesi'ne gitmek üzere yola koyulduk.

Adatepe Zeytinyağı firması tarafından hala kullanılmakta olan, yaşayan bir müze.
Solda müzenin girişi.



Sağda, bahçesindeki çakır çukur, kayalık! arazi. Beyaz Nike'lı ayaklar ve baston bana ait.


Müzenin üst katına bu merdivenleri tırmanarak çıktım. Yanlız, gerçekten 'tırmandım'. Fotoğrafta belli olmuyor sanki ama, basamaklar gerçekten çok yüksekti!


Sağda, müzenin üst katından bir kesit. Hediyelik eşya bölümüne uğrayıp, alışverişimizi de yaptık sonra, acıkmışız.

Yine gazetedeki gezi programından iki yer seçtik. Birisi yol üstünde bir yerdi. Eğer bulursak oraya gideriz, dedik. Bulamazsak Kaz Dağları'ndaki yerdi alternatifimiz. Yol üstündeki restoran kapanmış, ötekini sorduk yolunu tarif ettiler. Şimdi, tam bu noktada, şikayeti basıyorum. Tabelalar hakkında. Bu örnekte de anlatacağım gibi, bizim memleketin insanında 'Güzel bir tesis yaptım, yollara da yönlendirme tabelası koyayım da insancıklar burayı araken telef olmasın.' diye akıl yürütme yok. 'Noolacak yaa, sora sora Bağdat bulunur.' zihniyeti hakim. İyi de, arayan sora sora mı bulmak durumunda? Soranın sorduğu insan bilmek zorunda mı? Soran, bilen birini buluncaya kadar sormaya mecbur mu? Deli çıkar insan. Neyse... Yönlendirme tabelası olmadığı için, biz sorduk. Allahtan bilenlere sormuşuz. Bu kez de tarif özürlülere sorduğumuz için, üç kez yine yeniden sormak durumunda kaldık. Bir de, emin olamıyorsun ki! Adam biliyorum diye sana belki bambaşka bir yeri tarif etmiş! Allah için, başımıza bu gelmedi. Ama diyorum ya, emin olamıyorsun.

Gittik, gittik, epey tırmandık; neden sonra köyün birinde 'Zeytinbağı' diye tabelasını görünce, rahatladık. O ana kadar kimse bir şey dememiş, ama hepimiz doğru yolda mıyız, diye düşünüyormuşuz. Boru değil, bildiğin dağa tırmanıyoruz neticesinde.

Bu kadar mı huzur dolu bir yer olur? Bir kere doğanın seslerinden başka çıt yok. Az sayıdaki odaları sayesinde zaten insan kalabalığından uzaktasınız. Odalarına bakmadım, bahçesi beni etkilemeye yetti. Büyüklü küçüklü, dört beş ayrı bahçesi var. İnzivaya çekilmek için birebir. Yemekleri de çok güzeldi. Öğlen saatini geçirmiş olduğumuzdan, akşam yemeğine de yer kalsın diyerek ortaya bir şeyler söyledik: ot kavurma, kaygana, köy eriştesi, lorlu kabak çiçekli börek. İşte size bazı fotolar:
































Geri dönerken, Kaz Dağları'na çıkarken gördüğümüz Tahtakuşlar Özel Etnografya Müzesi'nde kısa bir mola verdik. UNESCO tarafından ödüllendirilen bu müze, güzel ülkemin ilk köy müzesi olma özelliğini taşıyor. Bu müzedeki, Burhaniyeli balıkçıların ağlarına ölü olarak takılan dev deniz kaplumbağa ise, dünyada sergilenen en büyük deri sırtlı deniz kaplumbağası.


Güya programımızda Zeus Altarı ve yetiştirebilirsek Şeytan Sofrası'nda güneşi batırmak vardı. Ben giderdim de, ayaklarımın Ne Zeus'u, ne Altarı'nı, ne de Şeytan'la Sofrası'nı görecek hali kalmamıştı. Böyle olunca, herkes benimle eve dönmek zorunda kaldı :)) Şimdi, son foto. Ne demek istediğimi anlayacaksınız...

Yanlış yapmak

Geçmiş günkü gazeteleri ayıklıyordum. 26 Ağustos tarihli bir haber gözüme ilişti. C.bşk. A.G., Çankaya Köşkü'nde bu yılki ilk iftar yemeğinde şehit ailelerini ve gazileri ağırlamış.

Yemekteki konuşmasında şunu söylemiş: "Devletiniz hiçbir zaman yanlış yapmaz."

Yanlış yapan ya da yapmayan, 'devlet' midir, yoksa 'hükümet(ler)' mi? Bu neden sorgulanmaz? Ama, tabi ki, sorgulayamazsın, daha doğrusu sorgulamamalısın. Bir kez sorgulamaya başlarsan, en azından bu iftar yemeği olayı için, şunları da sorgulaman gerekir:

* T.C. Devleti'nin en üst makamı iftar yemeği gibi dini içerikli bir davet düzenler mi?

* Düzenlerse, devlet hala laik midir?

* Laikse, her dine eşit mesafede midir?

* Her dine eşit mesafedeyse, müslüman vatandaşına iftar yemeği verirken, mesela hıristiyan vatandaşına mesela Noel'lerde, mesela Paskalya'larda, mesela musevi vatandaşlarına mesela Roşaşana'larda, mesela Hanuka'larda herhangi bir kutlama, davet vs yapmış mıdır?

* Yok, bunlar yapılmadıysa, acep ne iştir? Burası Muş mudur? Yolu yokuş mudur? Giden gelmiyor mudur? Acep ne iştir?

Bunun yanıtını 30 Ağustos'taki bir haberde buldum. Amerika'daki Atlantik Konseyi diye bir 'think tank' kuruluşunun hazırladığı, 'Türkiye ve Irak Kürtleri Arasında Güven Tesisi' raporunda şöyle bir saptama yapılmış: Türkiye'de siyasal güç laik elitlerin eline geçerse, ABD'nin bölgesel çıkarları zarar görebilirmiş. Niyetim, bakın işte, Akepe'yi Amerika desteliyo, demek değil. O, başka yazıların konusu. Asıl vurgulamak istediğim, siyasi gücün 'laik elitler'e geçmesi diyerek, Türkiye'nin şu anda laik olmadığının kabul edilmesi.

Bu ne kadar acı, değil mi? Bir körün, hayır ben görüyorum, demesi gibi acı... Bir kelin, hayır sırma saçlıyım, demesi gibi acı...

Herşeye rağmen, güzel ülkemin, çirkin ördek yavrusu değil de, zarif, beyaz ve laik bir kuğu olduğu günleri tekrar göreceğime inanıyorum :)

Mizansen

Ben deyim 5 gün, siz deyin 3 gün önce, Niv York semalarında bir uçak.

- Aman, devletlum, az biraz sabır gösterseniz? İnişe geçtik zati.
- Olum, ben hızlı tren kullanmış adamım, paraşütle atlamayı beceremeyecek miyim? Tez kellesi vurula, derim görürsün! Höööyt!
- Haşa devletlum... Paşa gönlünüz nası emrederse...

O arada uçak zati havaalınına inmiştir.

- Tez patenlerim getirile!
- Aman, devletlum, az biraz sabır gösterseniz? Makam arabası siz devletlumu beklemekte...
- Olum, sen bilmezsin Niv York trafiini! Patenleri takarım, vıjjt, 2 saniyede ordayım. Ayaamın tozuyla görmem gerkenler var ya, aaa! Destur de!

O arada arabaya binmiştir bile.

Büyücek bir salon, kapalı bir oda kapısı. Oda kapısı kendiliğinden yavaşca açılır. Saltanat koltuğu gibi bir koltuktaki yaşlı adam eliyle gel işareti yapar.

- Aman efendim, aman efendim, en son ne zaman görüşmüştük zatıalinizle? Maaaaşallah, tü tü tüü, 19luk delikanlı gibisiniz. Afiyettesinizdir inşallah?
- Kısa kes, meges. Noldu bizim kira kontratı?
- Aman efendim, o iş biraz sarkacak gibi sanki. Toprak sahibi maraza çıkarıyo.
- Ne marazası? Sen bana 'Oldu bitti say o işi' demedin mi Davos'ta?
- Haklısınız da...
- Anlaşma neydi? Sen bana çıkışacaktın, ben de ses çıkarmayacaktım. Sen oy kazanacaktın. Mayınlı arazinin kira kontratını getirip elime verecektin! Noldu?
- Mayınlı arazimiz kalmadı, size başka ne ikram edeyim? Yanlız bir de istirhamım olacak.
- Neymiş?
- Bizde seçim dönemi yaklaşıyo ya, onu şeedecektim...
- Bu seferki pahalıya patlar sana ama.
- Olsun canım, aramızda toprağın, bankanın, limanın lafı mı olur? İlahi sen yani :)
- Sen bana sen diyemezsin, sen bana siz diyeceksin!
- Oops, pardon, yanlışlıkla ağzımdan kaçtı... O vakit şöyle yapıcaz, ben Niv York'dan memlekete dönünce, aslında buradayken de söyleyebileceklerimi konuşucam, iç politika malzemesi olucak onlar, annarsın ya! Bi tutturdunuz İran da İran, diycem. İran'ın nükleer silahlarını bırakın da İsrail'e bakın, diycem. Ama bunları Türkiye'ye varınca söölicem. Esicem, gürlicem! Kasıcam, kavurucam! Yıkıcam perdeyi, eylicem viran!
- Aman diyem, bunları yaparken, bizim mizanseni bozayım deme; o vakit gerçekten de bozuşuruz haa!