Yarattığın dünyadan ibaretsin, ne bir eksik ne bir fazla.

10 Kasım 2009 Salı

Yine bir 10 Kasım


Yazı başlığı: Özür diliyorum 

Atam, şehitlerle beraber kurduğun bu ülkede,
çağdaşlık seviyesinden geri adımlar atıldığı için özür diliyorum;
demokrasi katledildiği için özür diliyorum;
laiklikten nefret edildiği için özür diliyorum;
bilimin ve akılcılığın yerini yobazlık aldığı için özür diliyorum;
'Gençliğe Hitaben'i tam ters anlamda yorumlayan gazeteciler olduğu için özür diliyorum;
'Mustafa' diye bir film yapıldığı için özür diliyorum;
Osmanlı hilafetinin son üyesinin cenazesinde tarikata şov yaptırıldığı için özür diliyorum;
Her '1 Mayıs' günü orantısız güç kullanıldığı için özür diliyorum;
Şehit yakınları T.B.M.M.'ne Türk bayraklarıyla alınmadığı için özür diliyorum;
Türk olarak doğan her bebeğin 10 bin TL borcu olduğu için özür diliyorum;
21. yüzyılda Başkent Ankara'da tuvaleti olmayan okul olduğu için özür diliyorum;
Türkiye ile 'Müslüman Süper Güç' diye dalga geçildiği için özür diliyorum;
En çok da Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında pastadan çıkartıldığın için özür diliyorum.
Atam, özür dilenecekler keşke sadece bunlar olsaydı. Liste daha da uzayacağı için özür diliyorum. 

Diye imzaladım ben, Anıtkabir Özel Defterini. 
Buraya ekliyorum:

 "Ne mutlu Türküm diyene!" sözün ayrımcı kabul edildiği için de özür diliyorum.
 



  

9 Kasım 2009 Pazartesi

Yeğenim domuz gribine yakalandı

Dün akşam saatlerinde teşhis kesinleşti.

Canım Melis domuz gribi olmuş. Ateşi 37-39 derece arasında gidip geliyor. Geçen haftaydı, okuldan ablamı aramışlar, Melis'in servisinden bir çocuk grip oldu, diye. Okul ve servisler dezenfekte ediliyor ciddi ciddi. Hani, başkent Ankara'da şimdiki başbakan R.T.E.'nin mahallesinde, 21. yüzyılın süper gücü Türkiye'sinde tuvaleti bile olmayan okul gibi bir okul değil yani! Neyse...

Bir haftalık rapor vermişler hastaneden. Ama 'domuz gibi testi'nin yapılması sağlık bakanlığı tarafından yasaklanmış. Şimdi düşünün, bu test bir teşhis yöntemi, değil mi? Belki de tek kesin tanı koyma aracı. Yasaklamış bakanlık. Bu şuna benziyor; şiddetli baş ağrısı sebebiyle hastaneye geliyorsunuz, endişelisiniz acaba yanlış giden bir şey mi var diye. Teşhis koymak için MR çekilmesi lazım, ama o da ne? Bakanlık MR çekimlerini yasaklamış!

Bünyesi kuvvetli bir çocuktur. Düzgün beslenir, gerekli vitaminlerini alır. Saatinde yatar, uykusunu alır. İş ki zatürreye dönmesin, zaten tehlikeli yanı bu.

Çok geçmiş olsun Melis'ciğim. Kısa zamanda iyileş canım :)


8 Kasım 2009 Pazar

2010 Avrupa Kültür Başkenti'ne Frank Gehry yakışmaz mıydı?

Bugün, yani bir hafta sonu günü güzel bir şeyler yazayım istedim. Frank Gehry binalarından bahsedeyim size. Kendisi yaşayan en büyük mimarlardan birisi kabul ediliyor, dünya çapında diyorum. California-Los Angeles'daki Walt Disney Concert Hall, 





 Çek Cumhuriyeti-Prag'daki Dancing House,  


    

 

İspanya-Bilbao'daki Guggenheim Müzesi benim favorilerimden, ama her eseri başlı başına bir değer. 







Bilir misiniz ki, 1997'de Frank Gehry'nin Guggenheim müze binası yapıldıktan sonra Bilbao kentinin talihi değişir? Guggenheim'in ardından, bir saat (96 km) uzaklıktaki, doğa harikası olması dışında pek bir özelliği olmayan San Sebasian'da İspanya'nın 3 Michelin yıldız almış ilk 'Bask mutfağı' restoranı açılıyor ve gerisi geliyor; bu da bir artı olarak haneye yazılıyor. Keyifleri için harcayacak kadar para biriktirebilen insanlar; buraya dikkat, zenginlerden bahsetmiyorum; Bilbao'ya 14 Şubat 2010'a kadar giderlerse Frank Lloyd Wright (Modern Mimarlık tarihinin en önemli kişilerinden biri, New York Guggenheim'ın mimarı) sergisini görecekler, ya da ziyaretlerini 12 Aralık'a denk getirenler, saat 18.30'daki yaratıcı süreç aktivitesine katılıp, 20.00'de aynı aktivitenin devamı olan konserle keyiflerini peçinleyecekler. Hazır gelmişken bir de 96 km uzaklıktaki  San Sebastian'a uzanıp, modernize Bask mutfağına 'Merhaba' diyecekler. Tadı damaklarında kaldığından ilk fırsatta tekrar gelecekler, eş ve dostlarıyla birlikte. İşte hikaye bundan ibaret. 


Nereye varmaya çalışıyorum?


2005 yılından beri konuşulan bir proje var. İnan Kıraç, Tepebaşındaki TRT'ye ait olan garabet; bina demeye dilim varmıyor; Suna Kıraç Kültür Merkezi haline getirmeye çalışıyor. Frank Gehry'e avan (ön) projesini çizdiriyor. Frank Gehry de son eserini bir İstanbul aşığı olarak, bu kentte yapacağı için çok mutlu oluyor. R.T.E. 'aman da aman, ne de güzelmiş' diyor ve tabi hemen ardından Kadir Topbaş'dan da projeye destek mesajları yağıyor. Sütü içen inek dağa kaçıyor, dağ yanıyor bitiyor kül oluyor. Alt yazı geçecek olursak,
dağ=avan projesini Gehry'nin çizdiği Kültür Merkezi projesi 


Elli bin türlü bilgi var ortada, herkesin içinin yağlarının eridiği bu proje nasıl hayata geçmedi, diye. Ben sebepleriyle değil, sonucuyla ilgileniyorum. İstanbul, dolayısıyla Türkiye, büyük bir fırsatı kaçırmış gözüküyor. Yukarıda Bilboa'daki Guggenheim müzesini görmeye gelenler, aktivitelerine katılanlar, İstanbul'a da gelebilirdi, değil mi? Oradan da, mesela yabancı basında sıklıkla ve övgüyle anılan Çiya'ya gider, Türk mutfağının sıradışı lezettinin tadına bakardı. Bunu gören diğer Türk şefler de Çiya'nın seviyesine gelmek için çalışırdı. Başarılı olanlar yabancı basında yer alırdı, bu iyileşme süreci bir sarmal halinde ilerlerdi. 


Bundan sonra, turistlere 'Buraya bir zamanlar bizzat Frank Gehry tarafından ön projesi çizilmiş olan bir kültür merkezi yapılacaktı.' der, o kazulet çirkinlik abidesi TRT binasını gösterirken 10-15 TL'lerini alırız. Türkiye ekonomisine ve GSMH'ya yaptığı katkılardan dolayı, 'Hırka-i Şerif'in bir kartpostalını devlet töreniyle veririz Gehry'ye, olur biter.

6 Kasım 2009 Cuma

Ameliyat sonrası narkozdan ayılma durumları

Aşkımın mesajından da gördüğünüz gibi, Ali Çetin Sarıoğlu'nun ifadeleri beni doğruluyor; ben söylemiştim zaten, çok kolay geçeceğini ameliyatın. Ama ne kadar süreceği konusunu hiç gündeme getirmemiş, işin uzmanına bırakmıştım :) Doktorumun tahmini neydi bilmiyorum ama, ameliyat 3 buçuk saat sürmüş. Kendime gelir gibi olduğumda kusmuşum. Üşümüşüm. 

İnsanlar narkozdan ayılırken çok enteresan oluyormuş. Kimisi küfrediyormuş ana avrat, kimisi ağlıyormuş, kimisi vücudundaki elektrotları sökmeye kalkıyormuş... Ben narkozdan ayılırken herkesi çok eğlendirmişim:

"Gözümde çapak var mı?"

Günün birinde kitap yazacak olursam, kitabımın adı bu olacak :))





 

5 Kasım 2009 Perşembe

Ameliyat sonrası aşkımın gönderdiği bilgi notu

Aşağıdaki yazı 17 Eylül 2004 tarihli.  Aşkımın tüm arkadaşlarımıza ameliyat ve sonrasını kısaca anlatmak için gönderdiği e-posta. 

canim arkadaslarimiz ,

Dilek 10 eylul Cuma gunu ameliyatini oldu,
Yaklasik 8-9 gundur bilgisayarimizi acmadigimiz icin sizlere simdi haberleri
gecebiliyorum.
Operasyon doktorumuz Ali Cetin Sarioglu 'nun ifadesi ile rahat bir operasyon
oldu ve tahmininden once tamamlandi.
Kendi ifadesi 30 yillik cerrah olarak ilk defa boyle bir kitle ile
karsilasmis su gibi mukoza gibi bir kitle beynin uzerinde duruyordu dedi.
Pek sevgili esim her seyin nadir ve zor bulunanini sevdiginden bu konuda da
tam isabetle az rastlanan bir olayi gerceklestirdi.

Ameliyattan hemen sonra yogun bakima aldilar, ilk olarak saat 18:30 gibi
gordum, ilk soyledigi sag bacagini hissetmedigiydi,
sol bacagini da az hissediyordu.Sabah gittigimde onunde televizyon yogun
bakimin gulu pozisyonundaydi.Doktorlar hemen odaya aldilar.
Pazartesi fizik tedaviden geldiler ve hemen calismalara basladilar. Cuma
gunu hastaneden cikana kadar her gun 1,5 - 2 saat sabahlari
fizik tedavi merkezinde ve 3 kerede odada olmak uzere yogun bir sekilde
egzersizlere basladi.

Cuma gunu hastaneden ciktigimizda Dilek az bir destekle kendi kendine
yuruyebilmekte ve her gecen gun daha da iyiye gitmekte.
Pataloji sonucunu yine hastaneden cikmadan once aldik.Cikarilan kitle
"bening meningioma  grade 1 transisyonel "olarak tanimlanmis
vaziyette tum pataloji belirtileri iyi huylu zararsiz oldugunu bildiriyor.Ayrica var
olan kemik dokusu kalinlasmasi da duzenli yapi olarak tanimlanmis.
Yani sukurler olsun her hangi bir kotu durum soz konusu degil.

Pazartesi  20 eylul Doktorumuz Ali Cetin Sarioglu ile bir adim sonrasini
konusacagiz. Eger gerekli gorurse bu operasyonda almadigi diger
kitleleri de  bir yada 2 operasyonla alma yoluna gidecek veya takibe alip
eger bir hareketlenme soz konusu olursa o vakit operasyon karari verecek.

Tum destek mesajlariniz , telefonlariniz icin cok tesekkur ederiz, Dilek ve
benim icin son derece onemli idiler, buyuk moral kaynagi oldular.
Cok ama cok tesekkur ederiz,

En kisa surede gorusmek uzere,

sevgilerimizle,

4 Kasım 2009 Çarşamba

Çabuk söyle, bulunduğun yer zengin mi?

Evet, değerli izleyenler.

Blogumda ilk kez düzenlemiş olduğum ankete katılanlara kocaman teşekkürlerimi aşağıdaki şahane dans gösterisi eşliğinde sunuyorum. So You Think You Can Dance Amerika'nın 5. sezonundan. Kayla yarışmanın başından beri favorimdi ve 4. oldu.

Ankete dönecek olursak, tecrübesizliğime geldiğini itiraf edeyim, çünkü açıklayacak bir sonuç bırakmamışım. Halbuki sadece çöp tenekelerini ve çöpleri sormam gerekirdi, sonuç olarak yüzde kaçımızın nasıl bir ortamda yaşadığımızı söyleyecektim.

Yine de yazayım: ankete katılanların %54'ü ne zengin, ne fakir bir muhitte; %36'sı zengin bir muhitte; %9'u da fakir bir muhitte bulunduklarını ifade etti.

Düşünürler Festivali mi yoksa Kiraz Festivali mi?

- Cumhurbaşkanı A. Gül, YÖK üyeliğine Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Emin Zararsız'ı atadı. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın gıkı bile çıkmadı; herhalde yeni atanan üyenin soyadına bağladı olayı. Daha önceden de üyeliğe atanan Maliye Bakanlığı Müsteşarı'nın, C.başkalığı Genel Sekreteri'nin, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları merkezi başkanı'nın Yükseköğretim Kurulu'nda ne işi var allasen, diye sormamıştı zaten.

- Üniversite kontenjanlarını 90 bin artırdı, üniversite sınavına giren adaylara barajı atlatmak için elinden ne geldiyse yaptı. Yine de 30 bin, evet evet doğru okudunuz, otuz bin öğrenci girdikleri üniversite sınavından sıfır, yani zero, yani null, yani zéro puan aldı. 251 bin öğrenci tek bir matematik sorusunu yanıtlamadan, sınav kitapçığındaki matematik sorularına elini bile sürmeden sınavdan çıktı. Yok yok, herhangi bişeyi protesto falan etmiyorlardı.

- Üniversite kontenjan artışı yaparken, Anayasa'nın laik eğitim ilkesine hiç takılmayarak, ilahiyat fakültelerine yüklendi. Mesela Atatürk Üniversitesi İlahiyat için 300 öğrenci kontenjanı istemiş, bizim başkan 500 vermiş; Cumhuriyet Üniversitesi 120 istemiş, bizimki 300 vermiş; Dicle Üniversitesi 150 istemiş, bizimki 400 vermiş; Iğdır ve Şırnak Üniversiteleri hiç kontenjan talep etmedikleri halde, bizimki birine 100, diğerine 70 vermiş; örnekler çok.

- Üniversiteye giriş sisteminde değişiklik yaptı ve katsayı uygulamasını kaldırdı. Böylelikle sanayi ve hizmet sektörlerine nitelikli ara kademe insan gücü sağlanmasının önüne geçti. Teknik liselerden mezun olanların, yükseköğretime geçişte kendi alanlarını öncelikli tercih etmeleri için herhangi bir sebep bırakmadı. Bu öğrenciler artık uygulamalı dersler yerine üniversiteye hazırlık kurslarına gidecekler. Diyeceksiniz ki, madem kimseye yaramayacaktı niye böyle yaptı. Ben kimseye yaramayacak demedim ki: katsayının kaldırılması İmam Hatip liselerine yarayacak. Düz liseye gitmekle İHL gitmek arasında hiç bir fark kalmadığı için, şimdiki hükümetin politikalarıyla da uyuşan daha çok İHL mezunu fantazisi gerçekleşecek.

- YÖK' e bağlı olan Açıköğretim Fakültesinin final sınavında soruldu; 'İnsanı En Oha Yani Yapan Soru' Oscar'ına aday: "Aşağıdakilerden hangisi kadına özgü bir davranış olarak kabul edilir? a)Çokbilmişlik b)Baskıcılık c)Konuşkanlık d)Mantıksal düşünme e)Kendine güvenme. Doğru yanıt 'c' şıkkı.

- Bizimkinin başkanlığında toplanan YÖK, hukuk fakültelerinin 13 anabilimdalı olarak örgütlenebileceğini açıkladı. Bilin bakalım, hangi ana bilim dallar bu yapıya dahil edilmemişti? Başta ROMA Hukuku olmak üzere, AB Hukuku, Çevre Hukuku vb. Kıyamet kopunca bunları Hukuk Tarihi Anabilim Dalının alt konuları olarak ilave ediverdi. Ve fakat, sizce ne ana bilim dalı oldu bu arada? Tabi ki de İSLAM Hukuku!

Bunlar da nerden çıktı diyeceksiniz, biliyorum. 2 Kasım'daki bir haber bunları yazmaya itti beni. Haber şu:

"YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Birleşik Arap Emirlikleri'nde '3. Düşünürler Festivali'ne katılıyor."

Olaya 'düşünürler festival' adını verdiklerini görünce, niye bizimkinin de gitmesi gerektiğini anladım. Festival dediğin şey şenliktir, yani gülmece güldürmecedir, eğlencedir. Bizimkinin yaptığı üç beş şeyi örnek olarak alt alta sıralayınca, bir de bunları 'düşünerek' yaptığına düşününce, festivalin diğer katılımcılarını çok eğlendirir...

And 'The Best Comedy Actor' Oscar goes toooo... :))

3 Kasım 2009 Salı

Grip: domuzlusu olsun, kuşlusu olsun...



Hasta olan kişinin mikropları hapşırdığında öksürüğü ile beraber 5-6 metre ileri gider. Bu mikropların yere düşmesi 2 saati geçer. Havada ya da düştüğü yerde 72 saat boyunca canlı kalır. Bu da, bağışıklık sistemi zayıf olanların üst solunum yolları hastalıklarını nasıl kaptıklarının açıklaması.

Bir yanda 'Domuz yemediğimiz için bize bişi olmaz!' diyen müslüman vatandaşlar, diğer yanda, 'Mevsim gripleri daha başlamadığı için, şu an hasta olan herkes domuz gribi.' diyen Sağlık Bakanlığı. Bu durum karşısında yapılacak tek bir şey kalıyor: derhal domuz eti yemek; çivi çiviyi söker hesabı ;-))

Herkese sağlıklı, domuzlu-kuşlu gripsiz günler dileği ile.